Yeni Trend: Sosyal Medya Diyeti

Yeni Trend: Sosyal Medya Diyeti

Yeni Trend: Sosyal Medya Diyeti

Duyanlar duymayanlara anlatsın; sanal dünya cazibesini kaybediyor. Sosyal medyadan çekilmek ise yeni trend. Bakınız; Justin Bieber ve Kendall Jenner. Hayattan daha fazla tat almak, tatmin olmak ve mutlu yaşamak için bu yeni akıma teslim olmanın tam zamanı olabilir mi?

Sosyal medyada onaylanmaya aç olmak! Neden hiç düşündünüz mü? Niye başkalarının beğenisine bu kadar ihtiyaç duyuyoruz? Nasıl derin bir depresyonun içinde olduğumuzun farkında mısınız? İnsani duyarlılıklarımızın nasıl bir bir silikleşip yok olmaya başladığının bilincinde misiniz? Tek derdimiz; deliler gibi eğleniyor gözükmek, durmaksızın yeni yerler keşfediyor, cebimizde paramız olmasa bile harika yemekler yiyor izlenimi vermek ve eğer ki bu sahte dünyanın hipnozundan bir süreliğine kopup gerçek dünyadan bir sevgili bulabilmişsek onunla rahatsız edici boyuta ulaşabilen mutluluk pozları paylaşmak… Bir de unutmadan, her yaşanan kötü olayda, vakit kaybetmeden sosyal platformlarda ekran karartarak insan olduğumuzu acınası bir şekilde kendimize hatırlatmak! Biliyorum, okurken fazla agresif yaklaştığımı düşünebilirsiniz ama işin aslını inkar edemezsiniz. Şimdi, sizlere işlerin tersine döndüğü bir dünyanın kapısını aralamak istiyorum. 

Elveda sanal dünya

Her yeni doğan çocuğun bile bir Facebook hesabıyla dünyaya geldiği düşünülürse bağımlılık seviyesinin tartışmaya açık olmadığı bir gerçek. Ancak bu durumun yan etkilerinin farkına varıp hesaplarını donduranların ya da tamamen kapatanların çoğalmaya başladığı bir dünya da mümkün. Buna en çarpıcı örnek, milyonların takipçisi olduğu Justin Bieber ve Kendall Jenner’ın Instagram hesaplarını kapatmaları diyebiliriz. Tüm dünyalarını transparan bir hale getirip, her türlü eleştiri ve desteğe açık hale gelmelerini hem cesur hem de çaresiz bir duruş olarak değerlendirebiliriz. Ancak sanıyorum ki, bir noktadan sonra bu şeffaf kalkan öyle inceliyor ki, delinebiliyor ve içindekiler tüm zehirli gazları yutmaya başlıyorlar. Bu da nihayetinde o kişileri sosyal medyadan vazgeçecek noktaya getirebiliyor. Bunun yeni bir trende ya da akıma dönüşüp dönüşmeyeceği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sosyal medya konusunda uzman Psikolog Barış Gürkaş, bu davranış biçimini şöyle yorumluyor; “Bu ünlülerin sosyal medya hesaplarını kapatmalarını doğru değerlendirmek için davranışlarının içsel süreçlerine dair de bilgimizin olması gerekiyor. Ancak sosyal medyadan uzak durmayı seçmelerini, bunu kullanmaktan rahatsız oldukları yönünde yorumlamak yanlış olmaz. Sosyal medyada onaylanma ihtiyacı sürdürülebilir keyif sağlamaz, çünkü içinde dikizleme ve teşhir davranışı vardır. Dolayısıyla bu şekilde bir sosyal medya kullanımı sonunda eksiklik ve yetersizlik hislerini doğurabilir.” Hatırlar mısınız bir ara herkes ‘dislike butonu’ istiyor, beğendiklerinin yanı sıra beğenmediklerini de duyurmak istiyordu. Ama bu sosyal medyada yapılan paylaşımlar açısından cesaret kırıcı bir durum yaratacağından asla uygulamaya geçirilmedi. Onun üzerine kullanıcılar yavaş yavaş hayalet kullanıcılara dönüşerek, like atmak yerine sadece takip etmeyi daha doğrusu stalk’lamayı tercih etmeye başladılar. Anlayacağınız bu platformlarda geriye kaçışın başlangıcı çok da yeni değil. Süreç eski ama pratikteki dönüşü yeni diyebiliriz. Elbette bu şekilde nefsine hakim olmayı başaranlar diğerleri tarafından kıskanılıyor. Çünkü sosyal medya diyetini disiplinli bir şekilde uygulamak kilo vermekten bile daha çok irade ve azim gerektiriyor. O yüzden de her pazartesi başlanan ve salı günü bozulan bir duruma kendinizi sokmamak için hemen şimdi harekete geçmelisiniz. Bu diyeti uygulamaya karar verdiğinizde ilk başta zorlukları elbette olacak. Örneğin; her telefonu elinize aldığınızda Instagram’ı açmaya çalışmanız, sosyal medyada patlayan esprileri ‘yine ne olmuş?’ sorusuyla karşılamanız ya da hesaplarınız kapalı olduğu için tüm doğum günlerini unutmaya başlamanız gibi… Bunlar olabileceklerin elbette sadece birkaçı. Peki, madalyona bir de olumlu tarafından bakalım. Adaptasyon sürecini atlattıktan sonra tüm bu sanal dünyadan kurtulmak huzuru ve anı yaşama duygusunu hayatınıza geri kazandıracak. Gittiğiniz yerlerden fotoğraf paylaşma kaygısı olmadan, daha çok keyif almaya başlayacak, yediğiniz yemeğin tadı bir başka gelecek, hatta attığınız kahkaha bile daha gerçek olacak. En önemlisi de ne kadar büyük zaman kaybı içinde olduğunuzu fark edecek ve gerçekleştirmek istedikleriniz için kazandığınız ‘bonus’ tadı veren vakit birçok kapıyı aralamanıza imkan verecek. Daha çok kitap okuyacak, film izleyecek, ilgi alanlarınızın peşinden gidecek hatta kendinize dair yenilikler keşfetmeye başlayacaksınız. Kendinizi negatif etkilerden arındırdığınızda, işinizde daha verimli, özel hayatınızda daha yüksek motivasyonlu, evinizde daha huzurlu olacaksınız. Deneyin, kendiniz görün. Alışmak zaman alacak, ama pes etmeyin. Sonunda daha mutlu olduğunuzu hayretle göreceksiniz. 

Gün arınma günü!

Bu yeni akıma dair tartışılan bir diğer konu ise sosyal medyadan çekilmenin antisosyallik tanısı olup olmadığı yönünde… Şöyle birazcık geçmişe gidersek,antisosyal kişilik bozukluğu bundan 20 yıl önce en basit haliyle Amerikan Psikiyatri Derneği’nin Teşhis ve İstatistik Rehberi tarafından şöyle tanımlanmış; ‘Teşhis için temel özellik, çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlayıp yetişkinlik çağında da devam eden, diğer insanların hakları ile ilgili daimi bir umursamazlık ve ihlal seyridir.’ Bugün bakıldığında ise tanı için gereken semptomlar arasına kişinin sosyal medyadaki seyri de eklenebilir mi dersiniz? Bu sorunun yanıtı için Psikolog Gürkaş’ın sözlerine tekrar kulak veriyoruz; “Sosyal medyayı kullanmamak bir sosyal izolasyon olamaz çünkü gerçek bir sosyalleşme davranışı değildir ve aynı hazzı vermeyecektir. Bu sebeple antisosyalliğe dair bir tanı konamaz. Aslına bakarsanız günlük hayatta da onaylanma, insana iyi hissettiren ve motive eden bir durum. Ancak motive bir hayat için dış etkenler olduğu kadar içsel süreçler de önemli. Onaylanma durumu sosyal medyada beğenilerle ve paylaşılmalarla karşımıza çıkıyor. Bu etkileşimler de kaçınılmaz olarak sosyal medyada daha fazla zaman geçirmemize sebep oluyor. Bir çeşit koşullanma oluşmuş oluyor.” Yani koşullanmayı kaldırdığınızda özgürlüğünüzü de kazanmış oluyorsunuz üstelik kimse sizi bunun için sosyal olmamakla suçlayamaz. Biraz rahatladınız değil mi? Öyleyse hesapları kapatmaya bir adım daha yaklaştık demektir. Aslında işin içinde gerçek bir ironi var. Düşünsenize teknoloji aracılığıyla her şey 3D versiyona ulaştırılmaya çalışılırken sosyal medya yüzünden iki boyutlu dünyaya takıntılı halde bir yaşam sürüyoruz. Şu son dönemde çok moda olmuş ‘tükenmişlik sendromu’nu tetikleyen, bizleri içten içe çürüten bir neden de bu belki. Gerçekten sahip olduğumuz yetenekleri keşfetmek ya da potansiyelimizi açığa çıkarmak için vakit harcamak yerine paylaşmadan önce yaklaşık 100 kez tekrarlanan fotoğraflara ayrılan zaman ruh halini elbette olumsuz etkiliyor. Üstelik, gerçekliğini bazen kendimizin bile sorguladığı fotoğraflar başkaları tarafından artık ilgi çekici bile görünmüyor. Anlayacağınız, sosyal medyanın kişilerin sağlığı üzerinde olumludan çok olumsuz bir etkiye sahip olmaya başladığı artık fark edilmeli. Zira sosyal medyanın bir çeşit sosyal fobiye dönüşmesi kaçınılmaz. Bu da işin ciddiyetini bir hayli arttırıyor aslında. Örneğin, sosyal medya hesaplarının gün içinde ne sıklıkta ziyaret edildiği bile o kişinin ruh hali hakkında önemli bir ipucu oluşturabiliyor. Hatta bağımlılığın ileri bir düzeyde olduğu tespit edilirse profesyonel destek alınması gerektiği vurgulanıyor. Hem bu boşa çabanın farkına varan, hem başkalarının onayını beklemekten kurtulmak isteyen hem de var olmaya çalışmak yerine yok olmayı seçen bir grup tam da bu yüzden sessiz sedasız çoğalıyor. Böylece yepyeni bir akım doğuyor ve sosyal medyadan çekilmek günümüzün en ‘cool’ hareketi sayılıyor. 

Sosyal medya diyeti kuralları

1.    Sabah daha yüzünüzü yıkamadan Instagram, Facebook, Twitter, Snapchat gibi platformları kontrol etmeyi bırakın.

2.    Gece koltuğunuza oturup kim ne yapmış, ne yemiş, nerede eğlenmiş diye incelemeye son verin.

3.    Herhangi bir mekana gittiğinizde daha etrafınıza bakmadan check-in yapmayın.

4.    Her güzel manzarayı koşullanmış şekilde paylaşmayı unutun.

5.    Paylaşacağınız tek bir selfie için 100 deneme yapmaktan vazgeçin.

6.    Biriyle muhabbet ederken bir yandan da WhatsApp’tan konuşmayı bırakın. 

7.    İş için araştırma yaparken sosyal medya sitelerini açmaktan vazgeçin.

8.    Evde film/dizi izlerken ikide bir durdurup hesaplarınızı kontrol etmeyin, özellikle de sinemada telefon ışığıyla başkalarını rahatsız etmeye son verin.

9.    Telefonunuza herhangi bir bildirim gelmediği halde kontrol etmeyin.

10.    Kontrolü tam anlamıyla ve hızlı bir şekilde ele almak isterseniz sosyal medya uygulamalarının hepsini telefonunuzdan silin.